9 Temmuz 2012 Pazartesi

Üzgün baykuş


Çok keyifsiz olduğum bu günde, şaşkın ve üzgün baykuşumla yapayalnız karşılıklı oturuyorum. Aylardır aklımda olan baykuşlardan ilki bu oldu, ters bir zamana doğdu, umarım kardeşleri için de böyle olmaz...

Elimin içi kadar büyüklüğü var, yaka süsü olarak kullanmayı düşünüyorum. Ya da arabama ayna süsü yapayım her sabah bakışırız üzgün üzgün. Nasılsa önümüzdeki 5 gün ve belki daha da uzun böyle üzgün geçecek.

6 Temmuz 2012 Cuma

İsim afişi (banner) - Nisa

İşte dün bir parçasını yayınladığım diğer duvar afişimiz. Nisa ay anlamına geldiği için biraz gece ve ay temalı çalışmak istedim. Harfler gece mavisi keçelerin üzerine el ile dikildi. Koca gözlü aylarımızı da dünden tanıyorsunuz zaten :)

 Bu perçin işini çok sevdim, o yüzden biraz daha detaylı halini de aşağıya ekledim :)


5 Temmuz 2012 Perşembe

Ayın gülen yüzü :)

Bir diğer duvar afişi için koca gözlü pofuduk aylarımız hazır :) Kooocaman oldu boyları, tamam abartmayalım, 17 cm sadece, insan kendi yapınca gözünde kocaman gözüküyo :) Annelik de böyle birşey heralde, herkesin çocuğı bir numara :))

Aslında harfler de hazır. Birleştirmesi kaldı bir tek. 
























Bunlar da dün bahsini ettiğim Tchibo delme perçinleme ikilisi ve hediye perçinleri. Pembiş pembiş en sevdiğim aletlerimden, bir de kol kası gerektirmese süper olacak :)

4 Temmuz 2012 Çarşamba

İsim afişi (banner) - Yağmur






















"Bahçelerde börülce, oynar gelin görümce" Ayşegül'ün yeğeni Yağmur için böyle bir duvar süsü hazırladım. Aslında yağmur damlalı bir şey düşünmüştüm, ama sonra dedim ki, bu kız hayatı boyunca zaten yağmur damlalarıyla boğuşacak :) O yüzden yağmurdan sonra gelen gökkuşağı renklerine çevirelim...

Her harf çiçeklerini birbirine bağlamak için Tchibo'dan geçen sene aldığım pembiş perçin ve zımba setini kullandım. Tchibo'dan resmi kaldırılmış. Evde resmini çekip bir sonraki yayında sergilerim artık perçinciklerimi. Biraz kol kası gerektiriyor ama kendileri :) Bu arada çiçeklerin boyutu da yaklaşık 20 cm.

Çocuklarınızın duvarına, bebek karyolalarının yanına, ya da doğum günü için duvara asılabilecek hoş bir hediye bence. Güle güle kullanın :)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Herkescikler tatile mi kaçtı??

Yaz geldi bloglar sustu, herkes tatilde mi gerçekten :( Ya da sıcaklardan dolayı kollar kalkıp da bir iş üretemez mi olduk, hevesimiz kaçtı sanki :)

O zaman bu aralar okuduklarımızı, izlediklerimizi paylaşalım.


Debbie Macomber'in malum Küçük Mucizeler Dükkanı'nı okumayan kaldı mı? Kalmasın, herkes okusun...

Benim ruhen öylesine çökmüş bir dönemime denk geldi ki, 2 günde bitirdim kitabı. İlaç gibiydi, huzur doldum, gözlerimde yaşlarla okudum. 4 arkadaşın hikayeleri içimi sızlattı, tabi sonunun mutlu sonla bitmesi içimize su serpti :) Yoksa ağla ağla ne hale gelirdik...

Üstelik tam da işten ayrılma düşünceleri kafamın içinde bir o yana bir bu yana zıplayıp dururken, hatunun herşeyi silip yeni bir dükkan açması da bu kadar mı tesadüf olur arkadaş :))) Feyz almak lazım değil mi şimdi :))






...

Uzun zamandır ara verdiğimiz sinema seanslarımıza da çocuk filmlerimizle devam ettik bu aralar. Evde çocuk mocuk yok ama, biz animasyon filmlerini kaçırmıyoruz. Bu filmlerin çocuklar hangi esprisini anlıyor da gülüyor anlamış değilim, hep büyüklere yönelik muhabbetler. Gece geç saatte gidince çocuklar da olmadığı için hep büyükler oluyor zaten :)


İlk filmimiz Madagaskar 3. Bu serinin hepsi çok komikti zaten, ama özellikle bu son filmde gül gül öldük :))) Penguenler diğer filmlerde olduğu gibi burda da çok komikti, ama adanın kendi kendini kral eden tiplemesi Kral Julien bu kez başroldeydi bence, hele ki sirk ayısıyla olan ilişkisi hepimizi kırdı geçirdi :)) İzleyenlerin şu anda güldüğünü tahmin edebiliyorum. İzlemeyenler varsa bunu da kaçırmayın bence :)




















...

Bir diğer filmimiz Buz Devri 4. Aslında beklediğim etkiyi yaratmadı bende. Gerçi salon çok güldü :)

Galiba filme girmeden önce eşimle yaşadığımız saçma sapan tatsızlık tadımızı kaçırdığı için ben keyif alamadım. Yine de diğer filmlerini izlediyseniz bunu da izleyin ki tamamlansın olay.

Çok keyif almadım dedim ama Sid yine başroldeydi kuşkusuz, keyfim olaydı ne gülerdim :))))









...

Veee son olarak dün akşam izlediğimiz Pamuk Prenses ve Avcı. Görsellik olarak ben çok beğendim, sahnelerdeki efektler hiç bilgisayar ortamında hazırlanmış gibi durmuyordu, gayet başarılıydı. Filiz bunu beğendi :)

Charlize Theron yine güzelliğini konuşturmuş. Ama iş güzelliğini filme katmakta kalmamış tabi, oyunculuğunu da beğendim. Diğer filmlerinden daha başarılı bir rol sergilemiş bence. Hollywood'un güzel kadınlarının sadece "hahah hihihih gülelim dans edelim biz hep güzel çıkalım" muhabbeti bu filmde yok. Oyunculuk ön planda. E kadın zaten güzel, diyecek laf yok...

Kristen Stewart da vampir serisinden çok farklı değildi aslında. Vampir serisi filmlerindeki tiklerini biraz azaltmış o kadar :) Yoksa yine boş boş bakan, konuşmayan bir ifadesi vardı. Sadece filmin sonuna doğru askerleri coşturan bir sahnesi var, onun dışında aman aman bir rolü yok. Ama prenses işte, napıcan :)))

Veee benim adamım, Chris Hemsworth... Thor filmiyle çok beğenmiştim zaten kendisini, ama orda devasa hayvansı vücudu konuşmuştu, burda duygusal yönünü de ön plana çıkarmış ve tabii ki çok da yakışmış... Filmin sonu biraz boş kaldı gibi, prensesle en azından bir sarılma bekledim, olmadı :(

Yine de kendisine burdan tebrik ve sevgilerimi sunuyorum :)))

28 Haziran 2012 Perşembe

Heppi börtdey tu yuuu...


Uzakta olan canım ablam, doğum günün kutlu olsun, seni çok seviyorum, her ne kadar öyleymiş gibi davranamasam da :)))

Bu da benden sana hediyeeee :)) Senin için yiyeceğim :))

Dikiş denemeleri 1

Ikea'dan bir heves aldığım kareli kumaşımdan masa örtüsü yapmıştım. Ama kumaş o kadar sert ki,  hiç güzel durmadı. Ben de uzun zamandır aklımda olan bir fikri hazır evdeyken uygulayayım dedim. Bir haftalık iznimi evde değerlendiriyorum da :) Ohhh keyif walla :)

Mutfakta televizyonun altında duran, kendi kendine takılan, mutfakla alakası olmayan kapaksız dolaba eski usül örtüden kapak yapmış oldum. Bence çok hoş oldu :)) Eskiye dönüş moda ya, işte ben de hemen bu akıma kapıldım :) Ha bu arada makinada dikiş dikmeyi de bilmem, deneye deneye öğreniyorum :)

İşte eski hali, bütün tozlara açık...



Veeeee bu da yeni cici halleri.....



21 Haziran 2012 Perşembe

3. Yıldönümümüze dair tarihe notlar

Tam 2 haftadır fabrikadayım. Çimento fabrikası, Ankara Limak. Moralim diplerde. Her gün istifa ediyorum kafamda ama daha gerçeğe dökemedim.

Dün akşam yıldönümü vesilesiyle zar zor 6ya doğru çıktım fabrikadan. Gitmek istediğim kuaförde sıra vardı, yandakine gittim. Çırağın da çırağı başladı saçımı fönlemeye, yapıştıra yapıştıra, elektriklendire elektriklendire. Neyse astım suratımı takip ediyorum, sonuna doğru başka biri aldı o devam etti, yoksa rezil bir şekilde çıkacaktım kıza kıza. Terslik terslik üstüne olmak zorunda ya böyle günlerde zaten…

Gittim eve hazırlandım şık şıkıdım. Kadın olunca her fırsatı değerlendiriyoruz şık olmak adına. Hele ki yıldönümü yemeği, özel…

Kocam geldi, üstünde kotla hadi çıkalım dedi. Bozuldum.
- Kotla mı gideceksin?
- Evet güzel değil mi böyle?
- Sıradan bir gün için güzel olabilir.
- Bence güzel ama senin için değiştireyim

dedi ve zorla kumaş pantolonunu giydi, sabahtan beri kırış kırış olmuş ter kokmuş gömleğinin altına. Gömleğini değiştiremedi, çünkü evde ütülü gömleği yok. Hepsi bir kenarda benim tarafımdan ütülenmeyi bekliyor. Ben fabrikadan eve gecenin 10unda gelince de haliyle ütülenemiyor o gömlekler. Tabi tanesini 1 tlye ütüleyen kuru temizlemeciye de nedense götürülemiyor… 8 tanesi 1 paket sigara parası, eşittir benim 1 haftalık yorgunluğum.

Neyse.  Arabaya binerken ön koltukta benim için alınmış gül buketi vardı kocaman, güzeldi. Arabaya bindik, fonda “Dinle bu şarkı sana dinle, hııımmmm, dıtdıtdırıdırı, aaaaa aaaaa” diyen Mahzun Kırmızıgül’ün sesi :)))))
- Benim için mi bu şarkı?
- Evet  :)
- Mahzun Kırmızıgül mü?
- …
- …
- Bu şarkı senin için (Gülü susuz seni aşksız bırakmam, Zekai Tunca) (Zekai Tunca’yı da hiç sevmem bu arada)
- Hımm, teşekkür ederim…

Böyle dinleye dinleye yemek yiyeceğimiz yere gittik. Wine House, Rabat Sokak.  Mekan çok güzeldi, çalan şarkılar çok güzeldi, gel gelelim benim moral eksi 1000lerde, adapte olamıyorum. Habire ağlayasım geliyor. Migrenim de tuttu mu üstüne bir de!!! Al başına belayı. Midem bulanır bir yandan, gözlerim dolar bir yandan… Rezil ettim geceyi yani bildiğin.

Gözlüğümü yenileyecektim, sana hediye derdi olmasın, gözlüğümü sen al demiştim. Tabi fırsat bulup da bir gözlük bakamadık. Gözlük bakamayınca da benim hediye olayı kalmış tabi.

- Ben sana hediye alamadım. Yani aslında gözlük alacaktım ama o zaten hediye değil, herhangi bir zamanda da alınabilir. Ama bilmiyorum fırsatım olmadı alamadım.
- …

Çok bozuldum ama ağlamamak adına ağzımı açmadım. Açamadım. Ben 2 haftadır fabrikadayım, gece geç çıkıyorum, sabah yemek için ekmek bile alamıyorum eve. Ama bir fırsat yarattım, evliliğimizin 6. ayında kaybettiği alyansını parmak ölçüsünü hatırlamadan sipariş verdim ve bir şekilde aldım. Ve daha önce ellerimle yaptığım bir kalbi de kutuya iliştiriverdim. Yemekten sonra da verdim hediyesini keyfim kaçmış bir şekilde.

Tabi bu arada benim işten ayrılmamla ilgili muhabbet sırasında kurduğu destekleyici sözlerin hakkını yiyemem, beklediğim sözlerin hepsini söyledi, içimi çok rahatlattı. Ama hediye de olaydı iyiydi…

Velhasıl kelam, fabrika, migren, kadının özel günü bermuda şeytan üçlemesinin yarattığı bu nahoş depresif halle birlikte migrenim artık dayanılmaz boyuta ulaşınca, akşamı erken sonlandırdık ve evimize gidip uyuduk…

3. senemizde önemini yitiren yıldönümünün sonraki yıllarında da notlar düşmek üzere…

Bu yazıyı kocam okur mu okumaz mı bilmiyorum, ama okursa umarım kızmaz. Sevmez çünkü böyle paylaşımları. 

Bu yazıyı şu anda okuyorsan eyy sevgili kocam, ben seni yine de çok seviyorum :)))

19 Haziran 2012 Salı

Ayıcıklı kapı süsü

Uzuuuuun bir aradan sonra elimde uzuuuuun bir zaman sürünen, ama çok da keyif aldığım bir çalışmayla işte karşınızdayım :))
Bu çalışmayı çok sevdim, umarım bol bol sipariş gelir de çalışırım :)

Bu aralar işim gereği fabrikalarda sürünüyorum. Çok bunaldım depresyonlardayım... Çok çılgın fikirler oluşuyor kafamda, bakalım hayata geçirebilecek miyim...

12 Haziran 2012 Salı

Uzun zamandır hiç birşey paylasamadim. Çünkü hiç keyfim yok. Aslında ben bir elektronik muhendisiyim ve endüstriyel otomasyon sektöründe çalışıyorum. Yani çimento üreten fabrikalar, alçı üretimi falan filan. Ben bu fabrikaların bilgisayardan kumanda edilmesi için gereken programı yazıyorum. Öyle pis bir is ki, 1 haftadır fabrikadayim ve sinirim tavan yapmış durumda!!! Lanet bir is bı türlü bitmiyor. Gecenin 10larina kadar ve Cumartesi pazar dahil. İsimden nefret ediyorum. Elektronik mühendisliği yazmayı düşünen bir kızınız varsa aman diim ne yapın edin caydirin !!!!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...